Ana içeriğe atla

BİR ÖLECEK ADAM DEĞİL ANMASI

 Kapımı çalıp durma ölüm,

Açmam;

Ben ölecek adam değilim.

diye başlar ve aynı şekilde bitirir Cahit Sıtkı Tarancı 1 Nisan 1942’de Varlık’ta yayımlanan şiirini. Bir yaşama tutkunu olduğunu sık sık şiirlerine konu edinen Tarancı, bu dizelerinin o dönemlerde başka bir yaşama tutkunu şair olan Rüştü Onur’a temas ettiğinin bilincinde miydi, bilinmez.

Rüştü Onur, Salâh Birsel’e 31 Mart 1942’de (bir gün beklese üstteki şiiri de okumuş olacaktı belki de) yazdığı mektuba Hülâsa adlı şiirini de ekler ve şöyle söz eder şiirinden:

Sana son yazdığım bir şiiri daha gönderiyorum. Bakalım beğenecek misin. Bu şiir Cahit Sıtkı’ya isteyerek veya istemiyerek ithaf edilmiştir. Bu şiiri çok seviyorum Salâh.

Rüştü Onur’un bu çok sevdiği şiirin karamsar havası, onun, söz ettiğimiz “yaşama tutkunu” tavrını pek yansıtmasa da Salâh Birsel’e gönderdiği 5 Haziran 1942 (1 Nisan geçilmiştir ve muhtemelen şiiri okumuştur Rüştü Onur) tarihli mektup bir başka ipucu gösterir:

Bugün çok sevdiğim dünyaya doyamayacağım gibi geliyor bana. Daha koklamadığım çiçekler var, tadamadığım meyvalar, havasını teneffüs edemediğim, insanlariyle omuz omuza gezemediğim şehirler. Ve nihayet yazamadığım şiirler. Ben ölecek adam değilim[1] Salâh. Fakat bilinmez ki, mukadderat.

(shift + 8)

Peki neden henüz 22 yaşında bu denli ölüm üzerine kurulmuştur Rüştü Onur? 1920 yılında Devrek’te doğan şair, başarılı bir öğrencilik süreci geçirirken, ince hastalığa tutulmuş ve 1938-1939 yıllarını okuldan uzakta geçirmek zorunda kalmıştır. Sonrasında tekrardan okula dönmeye çalışmışsa da hastalığı elvermemiş ve yaşamını hastalığına rağmen sürdürmek zorunda kalmıştır.

Rüştü Onur’un yayımlanan ilk şiirleri de bu okuldan uzak kaldığı dönemlere rastlar. Camlarda Sabah adlı şiiri 31 Ekim 1938 tarihinde yayımlanır. Henüz ilk şiirinde “Ötün bülbüller ötün dallarda/ Şafakta güller açıldı renk renk” diyen şair, C.S. Tarancı etkisindeki poetik tutumunu da baştan belli etmiştir.

9 Aralık 1942’de yaşama gözlerini kapayacak olan Rüştü Onur, 1938’den ölümüne kadarki süreçte başka konular ele almamış mıdır? Almıştır elbet (kadınlar, seviler de bir yaşam tutkusu sayılmalıysa fikrimiz değişebilir) ama bu denememizin konusunu da çok dağıtmamız gerek. 

(shift + 9)

Rüştü Onur’un erken yaşta gelen ölümü Salâh Birsel’i derinden etkilemiştir. Henüz hayattayken sıkça mektuplaştığı Rüştü Onur’un ölümünden sonra geride bıraktıklarını derlemiş, kitaplaştırmıştır Salâh Birsel. Bununla da yetinmemiş, şiirlerinde ve günlüklerinde adını sürekli anmıştır arkadaşının. Bu anışlarından 8 Ocak 1973 tarihli günlüğünde 1940’lı yıllarda yazmış olduğu (günlüğü tuttuğu 1973’te bir yerde yayımlanıp yayımlanmadığını tam olarak çıkaramadığı) Şehir adlı şiiri Rüştü Onur’a yazdığı bir mektuba eklediğinden söz eder:

Yalnız, onu (Şehir adlı şiiri[2]) Rüştü Onur’a yazdığım bir mektuba eklediğimi anımsıyorum. Şiir Rüştü’nün hoşuna gitmişti. Verdiği karşılıkta ondan bir iki dize anıyordu. Rüştü’nün mektuplarını karıştırsam, hiç değilse o iki-üç dizeyi bulabilirim. Ama bunun bir anlamı olur mu?”

(shift + 8)

Salâh Birsel, 1993 yılında basılan Varduman adlı şiir kitabına 1940 tarihiyle Şehir’i de (mektuplara mı dönmüştür?) almıştır. Şiir 3 dizeden oluşmuştur ve bir mektup söz konusudur.

(shift + 9)

Yazılarında Rüştü Onur’dan söz eden bir diğer günlük (ama o “günlük”ten değil “günce”den yanadır) yazarı da Nurullah Ataç’tır. Ataç’ın Rüştü Onur’la tanışması (Salâh Birsel’inki kadar erken değildir, Salâh Birsel ve Rüştü Onur ortak kitap çıkarmayı –adı İki Kişi İnşaaat Yapıyor olacaktır- bile düşünmüştür. Rüştü Onur’un ölümünden sonra Oktay Rifat’ın ona gösterdiği Kara Elmas dergisinin bir sayısıyla olmuştur. Bir pişmanlık sebebidir bu durum Nurullah Ataç için, 11.02.1943 yılında yayımlanan Bir Şair Ölmüş adlı yazısında, “Yaşadığı günlerde sözü edilseydi, bir yazıda, mesela benim bir yazımda, sevgi gösteren birkaç satır arasında adı geçseydi, kimbilir ne kadar daha memnun olurdu.” diyerek de bu pişmanlığını yazıya dökmüş olacaktır.

(shift + 8)

Rüştü Onur’dan söz ettiğimiz bu yazının şimdisine gelesiye kimi bağlantılarla uğradığımız Cahit Sıtkı Tarancı, Salâh Birsel, Sunay Akın –Sunay Akın? Kim bilir yazının neresinde uğradık, onu da arayan bulsun-, Oktay Rifat ve Nurullah Ataç isimleri yeni bir kapı aralayacak bizlere. Bu ufak aradan sonra kaldığımız yerden devam edelim.

(shift +9)

Nurullah Ataç’ın da (yaşam öyküleri birbirlerinden oldukça farklı olsa da) Rüştü Onur’u diyebileceğimiz bir isim vardır: Fuat Ömer Keskinoğlu.

F.Ö. Keskinoğlu ve Nurullah Ataç arasındaki ilişkinin başlangıcı, F. Ö. Keskinoğlu’nun Nurullah Ataç’ın öğrencisi olmasıyla (bana inanmayan okurlar Haluk Oral’ın Bir Roman Kahramanı: Orhan Veli adlı çalışmasına bakabilir, orada Haluk Oral da kaynak olarak Nurullah Ataç’ın kızı Meral Ataç -Tolluoğlu-’ın sözlerini gösterir.) olsa da Nurullah Ataç bu durumu hatırlamaz ama yine de kendisinden genç bu adamla dostluğunu öylesine ilerletir ki Nurullah Ataç’la (buralar da hep Haluk Oral’dan –Haluk Oral da Meral Ataç –Tolluoğlu-‘ın sözlerini kaynak göstermiştir) ulanlı-mulanlı konuşan, Nurullah Ataç’a “herif” diyebilen tek (Meral Ataç –Tolluoğlu-‘ın tanıdığı –çünkü ben Haluk Oral’ı kaynak alıyorum ve o da Meral Ataç –Tolluoğlu-‘ın sözlerini) insan Fuat Ömer Keskinoğlu’dur.

Fuat Ömer Keskinoğlu, lisede sınıf arkadaşı olan Sait Faik Abasıyanık (Rüştü Onur bir mektubunda Sait Faik insanlarından mı söz etmekteydi?) ve lisede sınıf arkadaşı olmadığı Nâzım Hikmet’in avukatlığını yapar. Şairlerle (Şimdi Sevişme Vakti’ni görmezden gelebilir miyiz hiç?) içli dışlı olmasından mı şiir yazar yoksa şiirle içli dışlı olduğundan mı şairlerin avukatlığını yapar bilinmez Fuat Ömer Keskinoğlu ama 1940 yılında şiirlerini Petek adlı kitapta toplar.

(shift + 8)

İyi tamam da nereye varacak bu yazı, avukat beyi niye kattık şimdi işin içine? Üstelik, Rüştü Onur’a bir yerde geri de dönmemiz gerek. Daha başka yerlere açılmadan konuyu bağlamaya çalışalım o zaman.

(shift + 9)

 

Benden zarar gelmez

Kovanındaki arıya

Yuvasındaki kuşa;

Ben kendi halimde yaşarım

Şapkamın altında.

Memnuniyet şiirine bu dizelerle başlar Rüştü Onur. Doğru okunduğu zaman Rüştü Onur’un yaşamı bütünüyle bu şiirinde yer almaktadır, bu yüzden de önemlidir (yoksa ben en sevdiğim şiiri bu olduğu için abartıyor değilim, ama bundan emin de değilim.) onun tarihinde Memnuniyet. Rüştü Onur’un yaşamını bir de çıkarmak istediği (çıkaramayacaktır –ama yıllar sonra İbrahim Tığ, Rüştü Onur anısına yazdığı kitapla beraber bu işe de girişecektir-) derginin olası adlarında bulabilir dikkatli okur. Rüştü Onur çıkarmak istediği dergiye üç isim düşünür ve bu iç isim arasında sürekli gidip gelir:

1-Yaşamak (Cahit Sıtkı Tarancı’dan etkilenmiş miydi?)

2- Şehir (Salâh Birsel’in ona gönderdiği ve onun beğendiği şiirin adı neydi?)

3- Petek (“Açınca peteğini

    bir de ne gördün: balsız.

    Öyleyse anla yalnız

    yıllarca emeğini.

 

    gül, vermemiş san, balı;

    işlemiş balmumundan;

    ölçünün zakkumundan

    petekmiş onun malı.)               

 

(shift + 8)

Not: Petek adlı şiir, Petek adlı kitabın avukatınındır.

(shift + 9)

SERKAN AKÇA



[1] Y.N: Bir yazar olarak kendi özgür seçimimdir bu bölümü kalın yazıya çevirmek, yoksa Rüştü Onur, mektubu yazarken kalemle üstünden birçok kez geçmiş ya da bastırarak yazmış (belki de öyledir mektubun aslını da –belki de daktiloyla yazmıştır ve ben daktiloda kalın yazı tipi var mı bilmiyorum- görmüş değilim) olabilir.

[2] Y.N: Açıklayıcı olsun diye bir parantez içi not düşmem gerekiyordu, ama onu da açıklamak için bir dipnot gerekti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HELENİSTİK YIRLAR

7 Aralık 1973’te “ Yeni Ortam ” gazetesinde, Salâh Birsel’in “ Hayıfnâme ” adlı bir yazısı yayımlanır. Salâh Birsel (daha sonra “ Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu ” kitabında da yer almış olan) bu yazısında 11 Şubat 1953 tarihli bir olaya da yer verir: “ 11 şubat 1953 Çarşamba günü – saat 17 sularında- Behçet Necatigil’in Elit’e geldiği göz önünde tutulacak olursa, oranın, kahveliğini hiç değilse 1954’e değin sürdürdüğü düşünülebilir. Necatigil oraya «Hayıfname» adında bir gazel yazmak üzere gelmiştir. ” Behçet Necatigil, “ Hayıfname ”de yalnız kendi sıkıntılarını değil, o sırada aynı masada oturduğu arkadaşlarının da sıkıntılarından bahseder. Oktay Akbal’ın o günlerde çıkmış olan ve “ Hayıfname ”de “ Genc-i Rûm ” olarak anılan “ Bizans Definesi ” kitabının yanı sıra Salâh Birsel’in “ Güzincik ”i de bu şiirde kendisine yer bulacaktır. “ Güzincik ”,   Salâh Birsel’in “ Hacivat’ın Karısı ” adlı kitabında “ Güzin ve Erkekler ” başlığı altında toplanan dört şiirin sonuncusudur. Bölümdeki diğ...

GÜZİNLER GÜZİNİ

  “ Size Nefesimi Bırakıyorum ” adlı, abisine dair anılarını anlattığı kitapta, Cemal Süreya’nın kız kardeşlerinden Perihan Bakır, 13 Şubat 1963 tarihli bir mektuptan söz eder. Cemal Süreya, kardeşi Perihan ‘a, bir arkadaşının, (diğer) kardeşi Ayten’e talip olduğunu ama daha tanışmadıkları için önce tanışmaları gerektiğini yazar bu mektupta. Ayten’e de, “ Arkadaşım çok iyi bir insan, seninle evlenmek istiyor, evlen kız. O, Türkiye’nin en iyi şairi ” diyen Cemal Süreya, kardeşini bu buluşmaya ikna eder. Ama buluşma günü işler beklenildiği gibi gitmez, Cemal Süreya ve Ayten sözleştikleri yerde şairi uzun bir süre beklemesine rağmen kimse gelmez. Ayten, en sonunda, “ Tamam artık, hadi gidelim abi ” der ve bu buluşma gerçekleşmeden sonlanmış olur. Cemal Süreya, sonraki günlerde, Ahmed Arif’i gördüğü ilk yerde ona, kırgınlıkla, “ Kıza çok ayıp oldu, neden gelmedin ?” diye sorar. Ahmed Arif, “ Temiz gömleğim olmadığı için gelemedim ” diyerek, Cemal Süreya’dan özür diler. Ahmed Arif’i...